Musiki nedir?

Makamlı bir şekilde yazılıp okunan bir Türk müziğine musiki denir. Musiki kısaca bir düşü, bir hissi, bir duyguyu açıklama yapmak için ahenkli seslerin belli bir akış şeması içerisinde ritimli ya da ritimsiz olarak bir araya getirilme sanatıdır.

Türk musikisi formları genel hatları yanında daha çok icra bakımından saz musikisi (enstrümantal müzik) ve sözlü musiki (vokal müzik) olarak ikiye ayrılır. Sözlü musiki de kendi içinde dini musiki ve din dışı (ladini, profan) musiki ana başlıklarıyla iki ayrı bölümde incelenir.

Türk dini musikisi yüzyıllar boyu yaşanan İslami hayatın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kur’an-ı Kerim’in prensipleri, Hz. Peygamber ve ashabının uygulamaları yanında tasavvufun ortaya çıkışından sonra bu doğrultuda teşekkül eden dini hayat zamanla camilerde, tekkelerde, muhtelif tarikat toplantılarında yapılan ibadetler ve zikir esnasında çeşitli vesilelerle icra edilen ve dini musiki adını alan bir musikiyi meydana getirmiştir.

musiki

Türk dini musikisi, nitelik bakımından cami musikisi ve tekke (tasavvuf) musikisi olmak üzere iki türde incelenmiştir. Ortak birçok vasıfları olmakla beraber cami ve tekke musikilerinde ayrı ayrı üslup ve tavırların mevcut olduğu bilinmektedir. Cami musikisinin daha çok ciddiyet ve zahidane bir mahiyet taşımasına karşılık tekke musikisinde tasavvufi bir lirizm ve coşku hakimdir.

Cami musikisi, gerek ibadet esnasında gerekse ibadet öncesi ve sonrasında ortaya çıkan, çoğunlukla irticale dayalı (önceden bestelenmemiş) nağmelerden meydana gelen ses musikisinden ibarettir. Tekke musikisi ise cehri tarikatların zikirleri esnasında daha çok ritme dayalı, bazan bir veya birkaç enstrümanın da iştirakiyle ortaya çıkan musikidir.

Tekke musikisi formları şu şekilde sıralanabilir: Mevlevi ayini, mersiye, kaside, ism-i celal, durak, şugul, savt ve nefes. Na‘t ve ilahi formları ortak özellikleri gereği hem cami hem de tekkede okunmaktadır; bu ise her iki musikide de müşterek taraflar olduğunu gösterir. Ancak tekke ilahileri bazan musiki aletleri refakatinde okunabildiği halde cami ilahilerinde bu mümkün değildir.

Türk edebiyatında musiki

Divan Edebiyatı nasıl ki saray çevresine, aydınlara hitap ediyorsa, Divan musikisi de aynı kesime hitap eder. Divan Edebiyatı ürünlerinin çoğu bestelenmek için yazılır; özellikle şiirler. Dolayısıyla bu bestelenen, musikiye çevrilen Divan şiirleri, bir “Divan Musikisi” yaratmıştır. Divan şiirlerinin konuları, yani aşk, sevgili, mey, (içki) meyhane, güzellik ve biraz da din konuları aynı şekilde doğal olarak Divan Musikisine yansımıştır. Divan Musikisinde fasıllar esastır.

Özet olarak Divan Musikisi, içe kapanık, dışarıyla alakası olmayan, Divan Edebiyatının bir yansıması olan musikidir. Doğu kökenlidir. Tanzimat Edebiyatında musiki kendine pek yer bulamamıştır. Ana amacı halkı bilgilendirmek, halka yakın olmak olduğu için, ayrıyetten bilgi vermek, halkı eğitmek olan Tanzimat Edebiyatında, eserlere girift bir yapı kazandıran musikiye doğal olarak pek yer verilmemiştir. Yine de hafif olarak işlenen musikiye rastlanılabilir.

Servet-i Fünun dönemine baktığımızda musikinin apayrı bir yeri olduğunu görürüz. Önceleri sadece bir zevk, kişilerin kültür seviyelerinin göstergesi olan musiki, Servet-i Fünun ile birlikte eserlerde önemli bir yer tutmaya başlamış, giderek yayılarak günümüzdeki yerine ulaşması için yerini sağlamlaştırmıştır.

Geleneksel Türk sanat musikisi

Türkiye’de çeşitli halk musikilerinin yanı sıra tek bir sanat musikisi, bugün bilimsel adıyla “geleneksel Türk Musikisi” olarak adlandırılan, kısaca divan musikisi olarak da anılan musiki yaşamaktaydı. Batı Türklerinin (Anadolu Selçukları, Anadolu beylikleri, Osmanlılar) geliştirdikleri ve 1826’ya dek eksiksiz yaşattıktan sonra giderek savsaklayıp yozlaşmaya bıraktıkları sanat musikisine geleneksel Türk sanat musikisi denir.

İnançsal musikiler

• Cami musikisi (Şer’i musiki)
• Tekke musikisi (Tarikat musikisi, tasavvufi musiki)

Dünyasal musikiler

• Mehter Musikisi (Kaba saz, açık Hava musikisi)
• Fasıl Musikisi (İnce saz, kapalı yer musikisi)
• Piyasa Musikisi (Kentsel eğlenti musikisi)
• Kentsel Halk Musikisi (Ev ve sokak musikisi)

1520 öncesi için bilgimiz pek azdır. Selçuklular (1071-1308) zamanından kalma belgeden ancak birkaç musikicinin adını ve çalgılarını öğrenmekteyiz. XIII. Yüzyıl mutasavvıflarından Taptuk Emre’nin altı telli bir çalgı olan şeşta, Mevlana Celaleddin ile oğlu Veled Çelebi’nin rebab çaldıkları bir söylenti olarak bilinmektedir.

Osmanlı musikisi

Osmanlı musikisi, Osmanlı saray veya halk müzisyenlerinin askeri, dini, klasik ve folklorik türlerde ürettiği ve toplumun her kesiminde kullanılmış bir sanattır. Temelinde tek kişinin (ozan tarzına uygun) usullü veya usulsüz, ama mutlaka bir makam'a bağlı olarak çalıp söylediği; müziğin sadece ritm ve melodi unsurlarını kullanıp insan sesine ağırlık veren ve nesilden nesle aktarımı Batı müziğindeki gibi nota yoluyla değil meşk yoluyla sağlanan bir şahsi üslup ve ifade müziğidir.

Sarayın, devleti yalnız askeri ve mülki olarak değil, aynı zamanda fikir ve sanat hayatı açısından da yöneten bir merkez oluşu, Türklerde çok eski bir gelenektir. Ülkenin en ileri fikir ve sanat adamlarını toplayan, besleyen ve barındıran hep saray olmuştur.

Şiir ve hat gibi musiki de eğitimlerinin ayrılmaz parçası olmuş olan Osmanlı padişahları da sanatı -Selçuklu, Karahanlı, vd. ataları gibi- ırk, dil, din ve mezheb farkı gözetmeksizin koruyup desteklemişlerdir. Osmanlı musikisinin, bir imparatorluk sanatı olarak, bütün Türk musikisinin en fazla gelişmiş, zenginleşmiş ve incelmiş bölümü olmasının sebebi budur.

Osmanlı musikisinin eğitim kurumları

Osmanlı musikisinin, nesilden nesle aktarımın meşk yoluyla sağlandığım söylemiştik. Bu meşk, Mehterhane, Mevlevihane, Enderun, musiki esnafı loncaları ve özel meşkhaneler olmak üzere başlıca beş değişik mekanda yapılırdı ki musikinin toplum içinde tanınıp sevilmesini, beste ve konserlerle yaygınlaşmasını sağlayan temel eğitim ve icra kurumu niteliğindeydiler. Şimdi bu kurumları daha yakından görelim.

1. Mehterhane

Hun'lar zamanındaki adı Tuğ olan ve vurmalı sazlarla nefesli sazlardan oluşan askeri mızıka okulunun Fatih'ten sonra aldığı isim, Hun'lardan beri Türk savaş tekniğinin vazgeçilmez unsuru olan askeri müziğin amacı, çok uzaklardan duyulan ve gitgide yaklaşan gök gürültüsüne benzer yabancı bir müzmin sesiyle düşmanın moralini bozup savaşacak güç bırakmamak, düşmanı teslim almak suretiyle harbi en kısa zamanda bitirmek ve böylece - bir bakıma - insan kıyımını önlemektir.

Selçukluların T'abılhane veya Nevbethane dediği bu kurumda Hunlardan beri ikisi nefesli, dördü vurmalı altı temel çalgı yer almıştır: İslamiyet ten sonra adları zurna, boru (nefir veya şahnay), çevgan, zil, davul ve kös'e çevrilen yurağ, boygur, çöken, çanğ, tümrük ve küvrük. Savaşta ordunun önünde giden kös, davul, nakkare, zil, çevgan, çalpara, çengi harbi, zurna ve boru gibi yüzlerce vurmalı ve nefesli çalgının çalacağı müzik, savaş, tören ve oyun (spor) amaçları için özel olarak bestelenirdi.

Mehter'in büyüklüğü kat terimi ile belirtilen her bir sazın sayışına göre değişirdi: padişahların on iki katlı (her bir sazdan 12'şer adet), sadrazamın 9, vezir ve paşaların 7 katlı mehterleri vardı. İcra düzeni ise savaşta saf, normal zamanlarda yarımay biçimi idi.

Fil veya develere bindirilmiş kocaman kösler, at veya katırlara yüklenmiş büyük ziller, davullar, nakkareler, zurnalar ve borular saflar halinde tuğ (çevgan) ve sancakların (alem) önünde yürür, zenciri adı da verilen çevganiler, at kılından kurdele, zil ve çıngıraklarla süslü ritm sopalarım "Ala hey" nidalarıyla sallayarak askeri şevklendirirlerdi.

Normal zamanlardaki nevbet ise, en önemlisi ikindi zamanı yapılanı olmak üzere, yarımay şeklinde dizilmiş mehteran bölüğü tarafından vurulur; davul, zurna, zil ve borucular (tabılzen, zurnazen, zilzen ve boruzen'ler) ayakta, nakkareciler yere bağdaş kurarak çalar; içoğlanı başçavuşunun vezir veya yeniçeri ağasına sunmak üzere ihtiyaç sahiplerinin dilekçelerini toplanmasıyla başlayan tören, halkanın ortasına gelen mehterbaşının elinde çevganla konseri yönetmesiyle devam eder, Gülbank ve dualarla sona ererdi.

Musiki açısından Mehterin en büyük özelliği ise, önce nefesli sazların, arkasından bütün heyetin çaldığı, yumuşak veya gümbürtülü bölümlere nöbetleşe yer verilen (buradan klasik saz musikisine geçmiş olup senfoni orkestralarında da kullanılan) karabatak tekniğidir. 16, 17 ve 18. yy.da yetişen Bestekar ve icracıları eliyle askeri musiki sanatının zirvesine ulaşan mehter musikisi hem savaşlar, hem Osmanlı elçi veya heyetlerine eşlik eden şatafatlı takımlar münasebetiyle tanındığı Avrupa'da önce ordu birliklerini, sonra da bestecileri etkilemekte gecikmedi.

Daha 1683'te Viyana'ya yürüyen Jan Sobieski'nin ordusuna mehter etkisiyle perküsyonlar arttırılmış bir askeri bando eşlik etmişti. Batılıların çoğunlukla Yeniçeri müziği anlamına gelen terimlerle adlandırdıkları mehteri ilk uygulayan Lehler oldu (l741): Avusturya, Rusya, Prusya ve İngiltere de arkalarından geldi Mehterhane 1828'de II. Mahmud tarafından kapatılmış, bunun yerine III. Selim'in yakın dostu Napolyon'un emekli bando subayı Giuseppe Donizetti'ye Mızıka-i Hümayun adlı Batı kopyası saray bando okulukurdurulmuştur.

Mevlevihane

Sultan Veled tarafından kurulan ve Mevlana'nın tasavvufi fikirleriyle şekli yapısını (sema') sistemleştiren Mevlevilik, Türkçe, Arapça, Farsça, hat, tezhib, sema' meşki gibi derslerin yanı sıra ciddi musiki eğitimi de veren dergahları ve bir tür konser salonu niteliğindeki semahaneleriyle, Osmanlı musikisinin gelişmesinde yüzyıllar boyu büyük bir ocak görevi yapmıştır.

Anadolu'nun en ücra ve küçük şehirlerinden başka İmparatorluğun Balkan ve Ortadoğu eyaletlerinde de açılmış olan Mevlevihaneler Osmanlı musikisinin yayılmasında başlıca rolü oynamışlardır. Sultan III.Ahmet'in şehzadelerinin sünnet düğünü şenliklerinde, Okmeydani'ndaki eğlencelerden birinde müzisyenler. Surname-i vehbi adli eserden, 18. yy..

Enderun

I. Murad'ın Edirne'yi almasından hemen sonra 1363'te kurduğu, II.Murad, Fatih ve II. Bayezid'in geliştirip mükemmel bir saray üniversitesi haline getirdiği, 1833'te II. Mahmud tarafından kapatılan saray okuludur. I. Murad zamanındaki din derslerine II. Murad şiir, musiki, hukuk, mantık, felsefe, geometri, coğrafya ve astronomi; Fatih hat, tezhib, kaatı' ve resim; II. Bayezid de silahşörlük, okçuluk gibi askeri spor derslerini eklediler.

Bu dersleri okutacak bilginler imparatorluğun içindeki ve dışındaki ülkelerden celbedilirken, Enderun'da tahsil edebilmek İslam dünyasının dört bucağından gelen öğrenciler için büyük bir şeref ve imtiyaz teşkil ediyordu. Enderun musiki mektebi, kalburüstü Osmanlı musikicilerinin sadece yetiştiği değil, ders de verdikleri bir okuldu. Yeniçeri Ocağı ile birlikte kapatılan Mehterhane gibi. İmparatorluk sarayının bu önemli musiki öğretim merkezi de II. Mahmud tarafından Enderun-u Hümayunla birlikte kapatıldı.

Özel meşkhaneler

Tek veya toplu olarak hususi mahiyette musiki meşki yapılan evler, cemiyetler veya öğrenci koroları, Osmanlı İmparatorluğunda musiki hocalarının evde ders verme geleneği, saray cariyelerinin evlerine derse gönderildiği hocalarla başlamıştır. Gerek erkek, gerek kız çocukların musiki eğitimi için Enderun'da - öbür konularda olduğu gibi - sadece saraydan değil, dışarıdan hocalar da görevlendirilirdi.

Mehterhane ile Enderun'un (daha sonra da tekkelerin) kapatılmasından sonra bu adet zaruret halini aldı. Hem eğitim, hem konser amacıyla kurulmuş olan derneklerin başında ise, 1916-1931 yılları arasında çalışan, Osmanlı musikisinin ilk toplu icra plaklarını dolduran, ayrıca yurt içinde ve dışında ciddi konserler veren Darüttalim-i Musiki Cemiyeti gelir.

Sözlükte "musiki" ne demek?

1. Müzik.
2. Kulağa hoş gelen sesler dizisi.

Cümle içinde kullanımı

Musikisinde bir taraftan din / Bir taraftan bütün hayat akmış.
- Y. K. Beyatlı
Musiki ruhun gıdasıdır / Musikiye bayılıyorum.
- O. V. Kanık

Musiki kelimesinin ingilizcesi

[Mushiki] n. music
Köken: Arapça

Yorumlar

Bu sayfa ait yorum bulunamadı. İlk yorum yapan siz olun.

Yorum ekle

Vazgeç